-
FENCİ - Fen Bilimleri Dersi Kaynakları
 
 
   

BİR ÖĞRETMEN
  Yazılar || Serbest Kürsü
   BİR ÖĞRETMEN


Bilgisayarın başındayım..Belki belki 4, belki 5 saattir sonuçların
açıklanmasını bekliyorum..Ve beklediğim an..Ama beklemediğim bir sonuç....

   Yer doğunun bir şehri...

   Atandığımı duyduğumda donup kaldığım, gidip de gitmemek arasında
tereddÜt yaşadığım anlar. Sevinsem mi üzülsem mi ? bilemedim...İdeallerim,
verdiğim emek, beklentiler..Bir çok kişiyi karşıma alıp sonuçta gitmeye
karar verdim..

   Şehre yaklaştıkça gittikçe moralimin bozulduğunu çok iyi
hatırlıyorum..Okulum belli olduğunda ve yaşayacağım yeri gördüğümde ise ilk
işim gözyaşları içinde  dönüş bileti aramak oldu...Doğduğum, yaşadığım,
öğrenim hayatımı tamamladığım şehirden ilk ayrılıştı bu..(tatil ve turizm
amaçlı geziler hariç). Daha önceden gelmiş arkadaşların ikna çalışmaları
sonucunda kalmaya karar verdim..En azından denemeye..."Biz sana demiştik
yapamazsın oralarda" cümlelerini duymamak için belki de.

   Yatılı bir okuldu ve öğrencilerimin ilk bayan  öğretmeniydim...Gözlerindeki merak, heyecan, okuma hevesleri, onlar için bir şeyler yapabilir miyim düşünceleri, derslerinin çoğunun boş geçmesi, 1.
sınıftan itibaren yatılı okuyor olmaları kalma kararını verdirdi. bana..Denemeden bilemezdim ve denemeden  dönemezdim...

   Neler yaşanmadı ki..

   Yılın 8 ayının kar yağdığı bir yer. Mayıs ayına kadar soba yaktığımız bir  
yer..Okula kar sebebiyle ulaşamayıp evimize geri döndüğümüz çok
olmuştur..Kömür zehirlenmesi tehlikesi yüzünden sabahlamamız, dondurucu
soğuk sebebiyle su ve kanalizasyonun donması, civar köylerde olan çatışmalar
yüzünden  silah seslerinin duyulması, deprem oluyor korkusuyla yataktan
fırlayışımız, elektirikler kesilmiş  olduğu için bütün gsm şebekelerinin
iptal olması, şehir merkezine giderken yolda yapılan aramalar rutin
şeylerdi..

   Bazı öğrencilerin bir gün çoraplı bir gün çorapsız geldiğini
görürsünüz..Tek çorabı vardır ve bir gün yıkayıp diğer gün giymektedir.
Kurumadığı günler ise çorapsız..Yaşadığı yerin, konuştuğu şivenin
kompleksini yaşar çoğu...Kürt Zaza Türk hatta Ermeni olanlar da
vardır..Türkçesi yeterli olmadığı için, bildiğini ifade edemediği için
yazılı kağıdına Kürtçe yazarlar bazen...

   Hayrandır öğrenci size...Gözünüzün içine bakar...Kimi de tepkilidir..Ne
derseniz deyin, ne yaparsanız yapın ulaşamazsınız... Hem kalbini hem beynini
kilitlemiştir dışarıdan gelen her şeye..

   Dokunduğu ilk bilgisayar; öğretmeninin sadece daktilo niyetiyle
kullanabildiği külüstür bir  laptop bilgisayardır..Büyük bir hayranlık ve
merakla inceler,seyreder... Çözdüğü ilk test kitabı sizin memleketinizden
getirttiğiniz kitaplardır...Optik okuyuculu formları doldurmayı bile sizden
öğrenir. Oysa o kendi çabalarıyla da olsa  LGS sınavına hazırlanan
öğrencidir...Sizin onlar için uğraştığınızı anladığında, sevginizi
hissettiğinde, onlardan biri olduğunuzu, küçümsemediğinizi fark ettiklerinde
size saygısı sevgisi bi başka olur.

   Derste vatanın birliği ve bütünlüğünden bahsederken çıkar bir öğrenci
başkalarını savunur karşınızda...Şehit edilen meslektaşlarınızı hatırlar,
yutkunur, susarsınız... Susmak istemezsiniz, yüreğiniz haykırır, isyan eder,
ne için buradayım. sorularını başınız beyniniz patlayana kadar kendi kendinize
sorarsınız..Ama susarsınız...Aynı bölgeden öğretmen olan meslektaşlarınızın
öğrencilerle başka bir dille konuştuklarına şahit olursunuz yüreğiniz
sızlar...Hatta haritanın belli bir bölümünü ayırıp buralar bizim deyişini
anlayamaz, kavrayamaz lanet edersiniz.."Bu nasıl ihanettir" dersiniz sadece
   Okulda öğrencilerimizin hazırladığı bir tiyatro programı...Akşam
saatleri..Onları desteklemek ve moral vermek için gittik hep beraber..Sonu;

Hüsran..Program şiddetli bir depremle sona erer. Öğrencileri dışarı
boşaltmak, üşümesinler diye üzerlerine battaniyelerini sarmak, onlara yalnız
olmadıklarını hissettirmeye çalışmak, korkularını yenmelerini sağlamak için
koşturduk. Aldığımız cevap :"Burada, bu çürük binada kalan biziz öğretmenim,
siz tabi korkmazsınız" oldu. Dondurdu bu cümle iliklerime kadar..Dışarıdaki
soğuk ne ki..Kalbim üşüdü, damarımdaki kan dondu..

   Nihayetinde okul idaresi sağladığı bir araçla sizi evlerinize göndermeye
kalkar..Kısa bi rahatlama ve sevinç yaşarsınız.. Ama bu sevinç bir 3. sınıf
öğrencisinin "abla ben de geleyim" deyişiyle sona erer...Yutkunur, susar,
ağlar, gözyaşlarınızı görmemesi için kaçarsınız yanından.. Bunu söylemek
isteyen ama söyleyemeyen o kadar çok öğrenci vardır ki.Siz de bir can
taşırsınız, korkularınız, hayalleriniz, endişeleriniz vardır ama kendi
korkunuzu kendi endişenizi yaşayamazsınız bile ..Geceyi korkusuz güven
içinde geçirmelerini sağlamak için orada onlarla kalmak istersiniz.....Ama
minibüse sizden önce koşa koşa binmiş erkek öğretmenleri görür
kahrolursunuz...Gece erkek öğretmenlerin okulda öğrencilerle kalmalarıyla
son bulur.

   Ne olmak istediklerini sorduğunuzda...Verdikleri cevap: öğretmen, doktor
veya kaymakamdır...Başka meslek bilmez, görmemiştir çünkü..Polis ve asker
olmayı da istemezler zaten..Ama çoğu da aile büyükleri gibi hayvancılıkla
uğraşır.

   Trafik kurallarını da öğretemezsiniz..Ne üst geçit görmüştür ne de
trafik lambası..Nasıl bir şey olduğunu sorar size meraklı bakışlarla...İşte
o zaman anlarsınız ne kadar yüce bi göreviniz olduğunu..

   Bitmez ki daha.....
   Tayinim çıktığında; evime yurduma geri dönerken tuhaftır, yine
ağlıyordum..İyi ki gitmişim, iyi ki görmüşüm ve yaşamışım başka
Türkiye'yi...Şimdi anılar ve fotoğraflarda kaldı...Bazen de deprem
haberlerinde rastladığım görüntüler..

   Hala arayan vefalı öğrencilerimi sevgiyle öpüyorum...

Bir Öğretmen


[ Yazan : adler | Okunma : 1469 ]



Copyright © 2007-2026
www.fenci.gen.tr Sizinle 18 Yıldır Birlikte!
Hatırla :