-
fenci.gen.tr
 
 
   

MENÜ
  FEN FEN BİLİMLERİ MENÜSÜ
fen Fen Yazılıları (5-6-7-8.Sınıf)
Bilim Uygulamaları Yazılıları
BEP Yazılı Soruları
Fen Planları (Yıllık-Günlük-Bep)
Fen Zümre Toplantı Tutanakları
Fen Şube Toplantı Tutanakları
Fen Sunu ve Slaytları
Fen Çalışma Kağıtları
Önce Konu-Sonra Soru
Fen TEST Soruları İndir
Fen Konu Özetleri-1
Fen Konu Özetleri-2
Bilim,Fen ve Teknoloji Kulübü
MEB Kazanım Testleri (Tüm Yıllar)
LGS Denemeleri
PYBS Soruları ve Cevapları
Fen Ders Kitapları


İLETİŞİM
Bize Ulaşın
Öğretmen Grubumuz-1
Öğretmen Grubumuz-2

 

BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ, SONRA...
  Yazılar || Serbest Kürsü
   BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ, SONRA...


BİR MÜDDET ZEYTİN YİYECEĞİZ, SONRA...

Kendisini karşılayan sekretere; Nazif Beyle görüşmek istediğini söyledi.
Bunun üzerine sekreter birden ciddileşti: "Nazif Bey mi?"dedi.
"Evet, Nazif Bey!" diye cevap alınca, hüzünlü bir ses tonuyla "Nazif Bey sizlere ömür efendim, onu kaybedeli dört  yıl oldu." dedi.
Hiç beklemediği bu haberle bir acı saplandı yüreğine. "Ya, öyle mi...?"
diyebildi sadece.
Hicranlı bir suskunlukla bir müddet öylece kalakaldı. Gözlerine hücum eden
yaşlar yanaklarından süzülüp göğsüne damladı. Kendisini Toparlayıp "Onun adına
görüşebileceğim bir yakını var mı acaba?" diye sordu.
"Evet var, oğlu Selim Bey....". Titrek bir sesle "Öyleyse Selim
Beyle görüşebilir miyim?" dedi. Görevli hanım, insanda saygı uyandıran bu kibar beyefendiye,
"Selim Bey oldukça meşgul bir insan, randevusuz görüşmek pek  mümkün olmuyor; ama ben yine de kendisine bir haber vereyim. " Dedi ve telefona yöneldi.. Sonra "Kim diyelim efendim?" diye sordu.
"Kendimi ona ben tanıtmak istiyorum kızım." cevabı üzerine sekreter dahili telefonu çevirdi.
Daha sonra mütebbessim bir çehreyle, "Selim Bey sizinle  görüşmeyi kabul etti, lütfen beni takip edin." dedi.
Beraber merdivenden çıktılar.İnce bir zevkle döşenmiş geniş bir salondan  geçip büyük bir kapının önünde durdular, sekreter kapıyı açarak,  'Buyurun!' dedi.
O da içeri girdi. Kendisini ayakta bekleyen vakur ve mütebbessim gence doğru hızlı adımlarlayürüdü, elini uzatarak,  "Merhaba, ben Prof. Dr. Mehmet Baydemir." dedi.
"Bendeniz de Selim Cebeci... Lütfen buyurun, oturun." dedi, genç iş adamı.
Mehmet Bey, kendisine gösterilen yere oturur oturmaz:
"Yirmi üç yıl,tam yirmi üç yıl... Vaktiyle bana burs verip okumama vesile
olan insanın elini öpmek için bu ânı bekledim." dedi ve dudakları titredi, gözleri doldu.
"Ama o büyük insanın elini öpmek nasip değilmiş, bunun için ne kadar üzgünüm anlatamam."
Yaşarmış gözlerini kuruladıktan sonra Selim  Beye döndü: "Fakat en azından o büyük insanın mahdumunun elini sıkmaktan da bahtiyarım." Misafirin bu sözleri üzerine Selim Bey yerinden fırladı,
kulaklarına inanamıyordu. Kelimelerinin her biri birer hayret nidâsı gibi dizildi cümlelerine: "Mehmet Baydemir demiştiniz değil mi, Tosyalı Mehmet Baydemir mi?" Profesör, delikanlının bu heyecanlı haline bir anlam veremeyerek başıyla "Evet" dedi. Bunun üzerine Selim Beyin gözleri sevinçle
parladı.
"Babamla sizi uzun yıllar aradık; ama bulamadık." dedi.
Profesörün yanına gelerek iki eliyle elini tuttu, candan bir dost gibi sıktı
ve "Sizi karşıma Allah çıkardı." dedi. Bu sözler profesörü çok şaşırtmıştı
"Uzun yıllar beni mi aradınız? Peki ama neden?" dedi.
Selim Bey gülen gözlerle profesöre bakarak  "Bizdeki emanetinizi vermek için..." deyince, profesörün şaşkınlığı iyiden iyiye arttı. "Emanet mi?" dedi.  Selim Bey cevap vermeden yerine geçip telefonu çevirdi. Karşısındakine "Gelebilir misiniz?" deyip telefonu kapattı. Mehmet Bey, Şaşkın gözlerle Selim Beye bakarken kapı çalındı, odaya iyi giyimli bir bey girdi.
Selim  Bey ona yanına gelmesini işaret etti, sonra kulağına bir şeyler fısıldadı. Gelen kişi bir şey söylemeden geldiği kapıya yöneldi. O çıkarken Selim Bey, misafiriyle tatlı bir sohbete başladı.
Sohbetleri koyulaştıkça,çehrelerindeki şaşkınlık, yerini birbirlerine Hasret kırk yıllık ahbapların yeniden buluşmalarındaki sevinç, samimiyet ve güvene bırakmıştı. Mehmet Bey yurt dışındaki tahsilinden, araştırmalarından ve yirmi üç yıl boyunca her yıl büyüyen memleket hasretinden bahsetti. Sonra Nazif Beyin duvardaki portresini göstererek, "Bu günlerimi şu büyük insana borçluyum." dedi. "Bana yalnızca maddî destek vermedi,mânen de beni hiç yalnız bırakmadı.  Yurt dışında tahsil görürken yanlışa her yeltendiğimde hayalen yanımda hazır oldu. 'Sana bunun için burs vermedim.' Diyerek bana istikamet verdi. Ona her namazımda dua ediyorum." dedi ve gözlerini Nazif Beyin duvardaki fotoğrafına mıhladı. Sonra gözleri portrenin altındaki  ilk anda mânâ veremediği diğer tabloya kaydı.
Son derece şık bir çerçevenin içinde, bazı yerleri yamalı ve tamir görmüş oldukça eski bir çift çorap duruyordu.
Biraz daha dikkatli baktığında çerçevede bazı cümlelerin de sıralandığını  fark etti:
"Bir müddet zeytin yiyeceğiz, sonra..." Selim Bey, kendisine bir soru sorduğu için başını onaçevirdi; fakat aklı tabloda kalmıştı.
Selim Beye cevap verirken tabloya birdaha baktı. İkinci cümle de birinci  cümle gibi üç nokta ile bitiyordu:  "Bir müddet sabredeceğiz, sonra..."
İyice meraklanmıştı. Bu ilk görüşmeleri olmasaydı, yanına gidip Tabloyu  iyice inceleyecekti; fakat bu uygun düşmez, düşüncesiyle Yalnızca sohbet arasında göz ucuyla merakını gidermeye çalışıyordu.
Ancak, her seferinde biraz daha artan bir merakın içinde kalıyordu. Üçüncü
cümlede: "Bir müddet yürüyeceğiz, sonra..." diye yazıyor ve altta böyle
birkaç cümle daha sıralanıyordu. Artık aklı hep tablodaydı. Sonunda dayanamayıp,
"Selim Bey merakımı mazur görün. Şu tabloya bir mânâ veremedim." Dedi.
Selim Bey kendisine has bir gülüş ile misafirine baktı, derin bir nefes alarak "Malumunuz, babam varlıklı bir insandı. Oldukça iyi bir hayatımız vardı. Sonra ne olduysa her şeyimizi kaybettik.
O zenginliktengeriye hiçbir şey kalmadı. Köşkümüzdeki hizmetçiler de gitti.  Yemekleri artık
annem yapıyordu.
Hatırlıyorum da bir sabah, kahvaltıya sadece zeytin koyabilmişti. O zengin
kahvaltılarımıza bedel, yalnızca zeytin... 
Şaşkınlık içinde, 'Başka bir şey yok mu?' diye sormuştum. Bu soru  karşısında annemin hüngür hüngür ağlayışı gözümün önünden hiç gitmiyor.
Annemin ağlayışına mukabil babam: 'Bir müddet zeytinyiyeceğiz, sonra...'
dedi ve durdu, güçlü bakışlarını üzerimizde gezdirdi,'Alışacağız.'dedi.
Ve iştahla bir zeytin alıp ağzına attı. Birkaç gün sonra hacizmemurları
gelip köşkümüzü de elimizden aldılar. Kenar bir mahallede küçük, eski bir eve taşındık. Doğru
dürüst bir eşyamız da kalmamıştı.
Annem bezgin bir sesle: 'Bu evde hiçbir şey yok! Burada nasıl yaşayacağız.' Diye haykırdı.Bunun üzerine babam:  'Bir müddet sabredeceğiz, sonra alışacağız.' dedi
Gittiğim özel okuldan ayrılmış, bir devlet okuluna yazılmıştım. Sabahleyin okula servisle gitmeyi umarken, babam  elimden tuttu, 'Bu ilk günün, okula beraber gideceğiz.' dedi. Yürümeye
başladı Okul oldukça uzak gelmişti bana, yorulup geride kaldığımı hatırlıyorum.
Babam kim bilir hangi düşüncelere dalmıştı. Geride kaldığımı fark etmemişti. Biraz
sonra fark edince bana döndü. İsyan dolu bakışlarımı yüzünde gezdirdim. Bir  an bana ızdırapla baktıktan sonra, yanıma geldi. Bir şey söylemesine fırsat vermeden, kızgın aynı zamanda nazlı bir tavırla, 'Yoruldum.' dedim.
Babam oldukça sakin bir şekilde: 'Bir müddet yürüyeceğiz, sonra
alışacağız.' dedi.
Babam her sabah erkenden çıkıyor, geç saatlerde ancak dönüyordu. Döndüğünde
ise küçük odaya çekiliyor, bazen saatlerce orada kalıyordu. Çoğu zaman
buradan gözyaşları içerisinde çıktığını görüyordum. Bir gün, merakıma
yenilip babamın küçük odasına girdim. Yerde bir seccade, seccadenin
üzerinde de bir tespih vardı.
Duvarda ise Arapça bir ibarenin altında şu yazı vardı: 'Allah borcunu ödeme
niyetinde olanın kefilidir.'
Babamın dediği gibi oldu, zor da olsa zamanla alıştık. Bu hal birkaç yıl  sürdü.
Bir gün babam eve çok farklı bir yüz ifadesiyle geldi.
Ağlamaklı bir yüz ifadesi vardı. Her birimize bir paket getirmişti.
Köşkten ayrıldığımız günden beri ilk defa paketlerle eve geliyordu. Bizi bir araya topladı.
'Bugün, benim için ne mânâya geliyor biliyor musunuz?' dedi, kelimeleri
boğazına düğümlendi, gözlerine yaşlar hücum etti. Sözlerini kesmek zorunda kaldı. Her birimize
hediyelerimizi teker teke verdi ve bizi ayrı ayrı kucaklayıp yanaklarımızdan öptü, kendisi de bir
koltuğa oturdu.
Cebinden gazeteye sarılı bir şey çıkardı. O sırada da ağlıyordu. Hepimiz
şaşkınlık içinde babama bakıyorduk. Gazeteyi açtı,içinden bir çift yeni çorap çıkardı. Bu gözyaşlarıyla, bir çift çorabın alâkasını kurmaya çalışırken babam,  beklemediğimiz bir şey yaptı. Çorabı burnuna götürdü, kokladı, kokladı. Arkasından hıçkırarak ağlamaya başladı.
Hepimiz şok olmuştuk, tek kelime bile söylemeden bekledik. Babam nihayet kendisini topladı ve 'Bir zaman önce, büyük bir borcun altına girmiştim.
Borcumu ödeme niyetiyle yeniden çalışmaya başladığım zaman kendi kendime 'bütün kazancım,
borçlarımı ödeyinceye kadar alacaklılarımın hakkıdır. Onların hakkını
vermeden ayağıma bir çorap almak bile bana haram olsun.' demiştim. Bugün ise, Allah'ın yardımıyla,
borcumu bitirdim.
Artık kimseye tek kuruş borcum kalmadı." dedi. Sonra gözyaşları içinde ayağındaki çorapları
çıkarıp yeni çoraplarını giydi. Ben de o eski çorapları hem aziz bir baba  yadigârı, hem de bir ibret

nişanesi olarak sakladım. Bu çoraplar her gün bana: 'Paralarını ödeyinceye kadar bütün kazancım
alacaklılarının hakkıdır.' diyor". Selim Beyin bakışları bilinmez âlemlere dalarken o,nemlenen gözlerini
kuruladı, sonra dönüp duvardaki siyah-beyaz fotoğrafa hayran hayran baktı.
"Babanız sandığımdan da büyükmüş Selim Bey. Ben olsaydım öyle müreffeh bir hayattan sonra anlattığınız gibi bir darlıkta, herhalde çıldırırdım." Selim Beye döndü ve "Siz ne yapardınız?" diye sordu.
Selim Bey kendisine has tebessümü ile: "Bir müddet zeytin yerdim,
sonra..."dedi ve gülümsedi. O sırada kapı çalındı, biraz önceki beyefendi elinde bir Kutuyla
içeriye girdi. Kutuyu  Selim Beyin masasına bırakıp çıktı.
Selim Bey yerinden kalkıp kutuyu alarak Mehmet Beye uzattı.
'Buyurun,  yıllarca size vermek istediğimiz emanetiniz.' dedi. Mehmet Bey
bilinmez duygular içerisinde kutuyu açtı. İçinden kadife bir kese çıktı. Keseyi açıp
içini kutuya boşalttığında merakı iyiden iyiye arttı.
Keseden birkaç tane cumhuriyet altını ile bir not çıkmıştı. Mehmet Bey
hassasiyetle katlanmış kâğıdı açıp okumaya başladı.
Sevgili Mehmet Bey oğlum,
Bazen istediğimizi yaparız, çoğu zaman da mecbur olduğumuzu...
Tahsil hayatınız boyunca size burs vermeyi taahhüt etmiştim.
Ancak eğitiminizin son altı ayında size burs verme imkânını bulamadım. Bir
müddet sonra imkânlarıma yeniden kavuştum; lâkin bu sefer de size
ulaşamadım. Dolayısıyla size borçlandım ve borçlu kaldım.
Eğer böyle bir borcu gözyaşı ve ızdırapla ödemek mümkün olsaydı,  ben bu
borcu fazlasıyla ödemiş olurdum.
Zira sevgili oğlum,   bu altı aylık zaman diliminde bursunu verememenin
ızdırabıyla kaç gece ağladım.
Her neyse, bursunuzu tarihlerindeki değeriyle altına çevirdim. Bu altınlar
sizindir. Bunlar elinize ulaştığında, borçlarımın tamamını ödemiş olacağım.
Sevgilerimle,  Nazif Cebeci.
Mehmet Bey neye uğradığını şaşırmıştı.
Bu büyük insanın yüceliği karşısında bir çocuk gibi yalnızca ağlıyor,
ağlıyordu.
Selim Bey de bir hayli duygulanmıştı. Onun da yanaklarından yaşlar
süzülüyordu.
Bir ara yaşlı gözlerle babasının siyah-beyaz portresine baktı. Kendisine
yıllarca hüzünle bakan gözleri,
bu sefer sevinçle bakıyor gibiydi.


[ Yazan : adler | Okunma : 1158 ]



Son 5 Yorum

Henüz Yorum Yazılmamış.
Siz bir tane yazın..



Yorum ekleyin..(Sadece üyeler)

Kodlar , Duygular (Smile'ler)

SON EKLENENLER
 

2021-2022 8.Sınıf Bilim Uygulamaları 2.Dönem 2.Yazılı-1

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-23

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-25

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-26

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-22

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-20

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri BEP 2.Dönem 2.Yazılı-1

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-17

2021-2022 8.Sınıf Bilim Uygulamaları BEP 2.Dönem 2.Yazılı-1

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-21

2021-2022 8.Sınıf Fen Bilimleri 2.Dönem 2.Yazılı-24

Tüm Dosyalar

Copyright © 2007-2021
www.fenci.gen.tr Sizinle 14 Yıldır Birlikte!
Hatırla :