-
FENCİ - Fen Bilimleri Dersi Kaynakları
 
 
   

Çocuklarda Davranış Bozuklukları ( Nedenleri ve tedavisi-3)
  Yazılar || Eğitim Yazıları
   Çocuklarda Davranış Bozuklukları ( Nedenleri ve tedavisi-3)


Çocuklarda Davranış Bozuklukları ( Nedenleri ve tedavisi-3)

Yazar Ümmühan YAPAR (Derleme)

8. ÇOCUKTA TİKLER :
Tikler, bir kas grubunda yinelenen ,istemsiz hareketlerle belirtilen bir bozukluktur (Öztürk, 1969, s.389).
Tikler genellikle iç gerilimlerin ya da çatışmaların öncüleri ya da açık belirtileridir. Bazen çocuk, her boynunu silkişle, kaşlarını, gözlerini oynatışta iç yaşamdaki bir gerilimden kurtulma çabası içinde olduğunu açıklayabilir (Yavuzer, 1994, s.260).
Tiklerin her çocukta oluş şekli ve sayısı bakımından farklılık vardır. Genellikle,
a- Gırtlak temizlemek için yapılan hareketler,
b- Ağız ve dudak hareketleri,
c- Göz kırpmak, kaş oynatmak,
d- Burun çekmek,
e- Hızlı hızlı nefes almak.
f- Ses çıkarmak.
g- Boyun adalelelerini kasmak.
h- Burun kanatlarını oynatmak.
i- Parmak çıtlatmak, kolları germek, omuz silkmek,
j- Baş oynatmak, baş sallamak.
k- Atlamak, sıçramak,
l- Karın adalelerini gerip bırakmak gibi şekilleri vardır.
Çocukta bazen bu tiklerin birden fazlası bir arada bulunur. Çocuk bir süre sonra bunların şeklini değiştirir (Yavuzer, 1984, s.223, s.224).
Nedenleri :.
Tik, genellikle erkek çocuklarda ve erken yaşlarda başlar, ruhsal nedenlerle ortaya çıkar (Yavuzer, 1994, s.260).
Tiki olan çocukların genellikler yetenekleri üstünde zorlanan, sürekli kardeş ve arkadaşlarıyla kıyaslanan, yeterli ilgi ve sevgi içinde büyümeyen, aşağılanıp, hor görülen çocuklar oldukları dikkati çeker. Bu tür aile ortamlarında, aile içinde gerginliğin egemen olduğu anne-baba ve çocuklar arasında yeterli bir duygusal ve toplumsal iletişimin bulunmadığı görülür (Yavuzer, 1994, s.261).
Tiklerin en önemli nedenlerinden biri de taklittir. Çocuğun başka birini sık sık taklit etmesi sonucu tekrarlama yoluyla kendinde bir tik gelişebilir (Yavuzer, 1994, s.260).
Bu nedenler dışında kalan ve genel olarak tiklerin ortaya çıkmasında rol oynayan ruhsal etkenlerin başında, erken yaşlarda başlayıp ve sürüp giden korku, tedirginlik, kaygı, gerginlik vardır. Çocuklarda görülen diğer davranış bozuklukları gibi tikler de çocuğun duygusal durumu, ana, baba ilişkileriyle yakından ilgilidir. Yaşadığı çevre kavgalı, tedirgin ve güvensiz olan çocuklarda başka bir deyişle sürekli olarak çevresiyle çatışma içinde bulunanlarda birden olan aşırı korku, coşkunluk, yorgunluk, öfke, acı gibi durumlar tik yaratabilir (Köknel, 1992, s.169).
Tedavisi :
Çocukta tik görüldüğünde bir pedagog ya da ruh hekimine gidilerek bu etkenler çıkarılabilir. Tiki oluşturan nedenler, ruhsal kökenli ise, çocuklara oyun terapisi, psikoterapi ve davranış terapisi uygulanır. Ayrıca aileyle danışma da yapılabilir. Çocukla psikoterapi yapılırken, çocuğun tikine sebep olabilecek durumlar gözlemlenir ve çocuğun bunların farkına varması sağlanır. Çocuğun benlik saygısını korumaya çalışarak, gereken psikolojik terapi uygulanır (Yavuzer, 1994, s.262-263).
Hastanın başta ailesi ve okulu olmak üzere yakın çevresinin tikler hakkında eğitilmesi, tiklerin "inadına" davranışlar olmadığını öğrenmek, çocuklarının genetik geçişli bir nöropiskyatrik hastalığın etkisiyle böyle davrandığını kabul etmek aileleri ve öğretmenleri rahatlatarak, beklentilerini olumlu yöne çeker. Öğretmenleri hastalık hakkında bilgi kazanmaları, çocuğun sınıfta yetersiz tepkilerle karşılaşılmasını önleyerek sınıftaki durumunu düzeltir (Güleç, 1998, s.1154).
Tikler dikkat çekildikçe, artış gösterir. Çocuğun tiklerini kontrol etmesi istenirse, çocuk zorlanabilir ve gerginlik duyabilir. Bu durumda olumsuz etki yaparak, tiki çoğaltabilir. Tikler genellikle ergenlik çağından önce düzelmeye başlar. Eğer herhangi bir düzelme olmuyorsa, ailenin çocuğa karşı, olumsuz tavır takınmaması gerekir. Çocuğun benlik saygısını zedeleyecek davranışta bulunmaları, çocuğun ruh sağlığı açısından, faydalı olacaktır (Yörükoğlu, 1983, s.240).


9. DİKKAT EKSİKLİĞİ (HİPERAKTİVİTE) :
Sağlıklı bir çocuğun hareket etmesi kadar tabii bir şey olamaz. Ancak kimi çocuk vardır ki, bu olağan canlılığın çok ötesinde bir hareketlilik içerir. Bu özelliklere sahip olan çocuklara hiperaktive çocuklar denir. Bir an bile erinde duramayan böyle bir çocuğun bir problemi var demektir (Gezer, 1996, s.77).
D.E.H.B.'nin temel özelliği, kalıcı ve sürekli olan dikkat süresinin kısalığı, engellemeye yönelik denetim eksikliği nedeniyle davranışlarda ya da bilişte ortaya çıkan ataklılık ve huzursuzluktur. Bunun sonucu olarak çocukta gelişimsel olarak aşağıdaki üç temel sorun ortaya çıkmaktadır.
1. Kısa dikkat süresi
2. Yetersiz dürtü kontrolü
3. Aşırı hareketlilik.
Bu çocuklar, bireysel katılım gerektiren etkinlikleri sürdüremezler ve bir işi tamamlamadan diğerine geçme eğilimi ile birlikte düzensiz, denetimsiz, aşırı hareketlilik gösterirler. Dikkat eksikliği, işleri bitirmeden bırakma ve görevleri erken terketme şeklinde görülür. Aşırı hareketlilik ise sakin olmayı gerektiren durumlarda aşırı huzursuz olma şeklindedir ve duruma bağlı olarak çevrede koşma ve atlama, oturması gerektiğinde oturamayıp kalkma, kıpırdanıp durma şeklinde olabilir. Bu sorunlar genellikle okul yaşamı boyunca ve hatta erişkin yaşamda da sürse de genellikle hareketlilik ve dikkatle ilgili yavaş bir düzelme gösterirler. Sıklıkla pervasız ve karşı çıkma niyetiyle olmasa da kuralları çiğnediklerinden disiplin sorunları olur. Erişkinlerle ilişkilerinde sosyal sınırları bilmezler diye çocuklarla ilişkilerinde ise pek sevilmezler ve yalnız kalırlar. Bilişsel yetmezlik, motor ve dil gelişimine özgü gecikmeler de sıklıkla görülür (Güleç, 1998, s.1124-1125).
Nedenleri :
Bozukluğun gelişmesinde, temel bir etkiden çok, hazırlayıcı ve ortaya çıkışını hızlandırıcı etkilerden söz edilebilir. Bozukluğu olan çocukların sıklıkla parçalanmış ailelerden geldiği, ana-babanın sürekli geçimsizliği ve anne-babada sürekli bozukluk ile tek ya da ilk çocuk olma oranının kontrollerden daha fazla olduğu bildirilmektedir. Yetiştirme yurdundaki çocuklarının dikkat sürelerinin kısa ve aşırı hareketli oldukları gözlenmiş, bunun uzun süre duygusal yoksunlukla ilişkisi olabileceği ileri sürülmüştür.
Dikkat eksikliği, kızlara oranla, 6-10 kat daha fazla görülür. Yakın akrabalarda görülme sıklığı oldukça fazladır. Bu ailelerde gelişimsel bozukluklar vardır. Depresif durumlar, alkol bağımlılığı, davranış bozukluğu ve kişilik bozuklukları çocuğun yakın çevresinde yaygındır (Öztürk, 1997, s.444).
Tedavi :
D.E.H.B. tedavisinde psiko sosyal e tıbbi girişimleri içeren çok yönlü tedavi yaklaşımı gerekmektedir. Psiko-sosyal girişimler, aile, okul ve çocuk üzerine yoğunlaşabilir, aileye yönelik girişimlerde D.E.H.B. ile ilgili bilgilendirme yapılır, destekleyici gruplar, kitaplar önerilir, amaç, çocuğun ev içi yıkıcı davranışlarını azaltmak yanında, ebeveynlerin başetme konusunda kendilerine güvenlerini artırma ve aile içi sorunları azaltmaya da yöneliktir. Aile içi patolojilerin tanınıp ele alınması da sağlanır (Güleç, 12998, s.1128).
Dikkat eksikliğinin tedavisinde, ilaç da kullanılmaktadır. Hekimin kontrolü altında Menilfesidat (ricalin) türü ilaçlar verilebilir. Bu ilaçların dikkat eksikliğine olumlu etkiler yaptığı ispatlanmıştır. Bu ilaçlar 6 yaşından küçük çocuklara kesinlikle verilmemesi gerekir (Öztürk, 1997, s.445)



[ Yazan : gezgin | Okunma : 1573 ]



Copyright © 2007-2026
www.fenci.gen.tr Sizinle 18 Yıldır Birlikte!
Hatırla :